Masalcı Beste

GörselOyuncu Beste Bereket, çocukları çok ciddiye alıyor! Bu nedenle kendisi eğitim alıp, bir çocuk kitabevinde çocuklara her ay masal anlatıcılığı yapıyor. Çocuk sahibi olmak içinse doğru kişiyi bekliyor

SABRETMEYİ ÖĞRENİYORLAR

– Çocukları seviyorsunuz belli ki. Siz çocuk istiyor musunuz?
– İlla ki çocuk sahibi olmalıyım gibi bir duygum olmadı hiç. Bunun biriyle birlikte bana gelecek bir duygu olduğunu düşünüyorum. Yani öyle biri çıksın ki karşıma, ‘Evet bu kişiyle birlikte çocuk sahibi olalım’ diyeyim.

– Peki masal dinlemenin çocuklara ne gibi yararları var?
– Günümüzde çocuklara sabrı öğretmekte zorluk çekiyoruz. Burada çocuk düzenli dinleyerek sabretmeyi de öğreniyor. Sabredecek, bir hikayenin başını, gelişmesini, sonucunu dinleyecek. Anlatılanları hayalinde canlandıracak. Görsel ya da işitsel algıda çocukları besleyen birçok şey var artık. Ama hayal gücü dediğin şey, sadece malzemenin insan olduğu durumda salt ortaya çıkıyor. O yüzden masal, anlatan için de dinleyen için de çok önemli bir şey. Ve üstelik karşındaki anlatıcı değiştikçe o masallar da değişiyor. Her masal farklı farklı anlatıcılarda farklı bir şeye dönüşüyor. Birini dinlemek, birinin gözlerine bakmak, bir şeyi hayal edebilmek, üzerine bir şey kurgulamak ve belki masalın ortasında girip çocuğun bir şey söylemesi… Bu mükemmel bir şey bence. Tek başıma bir tiyatro oynuyorum ve bu çok güzel bir iş.

Beden dili de kullanıyorsunuz tabii.
– Tabii. Ses de çok önemli. Bir taht var, orada oturarak başlıyorum ama sonra yerlere oturuyorum, ayaklanıyorum. Ama mesela ilk seferde yerde başlamayı tercih ettim. Küçük yaş grubuydu çünkü, onlarla aynı mesafede olmayı tercih ettim. Ürkütmek istemedim. Beden dilimden ziyade sesimi kullandım o anlatımda.

– Neler anlatıyorsunuz?
Her ay bir dünya klasiği anlatıyorum.

ÇOCUK SIKILIRSA BIRAKIR GİDER!

– Nasıl bir şey masal anlatıcılığı?
– Masal anlatmak, çocuklarla birebir ilişkide olabildiğin bir şey. Ve interaktif bir şey. Tiyatroda seni herhangi bir seyirci etik olarak dinlemeye devam edebilir. Ama burada bir çocuk sıkıldığı anda senin gözünün yaşına bakmaz. ‘Dinleyici geribildirimini’ o anda alıyorsun yani. Sen masalın yarısındayken yüzüne karşı ‘Çok sıkıldık biz’ diyebiliyorlar. Masalı onlara bakarak anlattığım için, konsantrasyonlarının dağılmaya başladığını hemen görebiliyorum zaten. Bir küçük yaş grubuna Pinokyo anlatıyordum, hazırlandığımdan çok daha farklı bir şekilde anlattım. Hikayenin ana çatısına sadık kalmak kaydıyla tabii. İlgilerini daha çok çeken yerlere daha fazla ağırlık verdim. Ya da bazı yerleri daha kısa geçtim. Anlatıcılık böyle bir şey. Dinleyicinin verdiği enerjiye göre senaryoyu değiştirebilirsin.
– Bu bir oyuncuyu geliştirecek bir şey gibi de…
– Şüphesiz. Bir tiyatro oyununda sahneye çıkmadan nasıl heyecanlanıyorsam, burada da öyle heyecanlandım. Ben zaten çocuk tiyatrosunun da yetişkin tiyatrosuna göre daha önemli olduğunu düşünüyorum. Onların, bizden daha yüksek algılara sahip olduğu üzerinden hareket etmemiz gerektiğini düşünüyorum. Eğer çocuklar senin yaptığın şeyi beğeniyorlarsa, orada gerçekten kendini çok daha iyi hissedebilirsin.
– Bununla ilgili eğitim aldınız mı?
– Nazlı Çevik var, tiyatro pedagogu aynı zamanda. Hikaye anlatıcılığı okumuş. Onun iki günlük bir workshop’una gittim. Ama sanırım esas eğitimi anneanne ve babaannemden aldım. Bu arada ben ayda bir kez, bir cumartesi anlatıyorum ama burada farklı yaş gruplarına sürekli masal atölyeleri var.

SABRETMEYİ ÖĞRENİYORLAR

– Çocukları seviyorsunuz belli ki. Siz çocuk istiyor musunuz?
– İlla ki çocuk sahibi olmalıyım gibi bir duygum olmadı hiç. Bunun biriyle birlikte bana gelecek bir duygu olduğunu düşünüyorum. Yani öyle biri çıksın ki karşıma, ‘Evet bu kişiyle birlikte çocuk sahibi olalım’ diyeyim.

– Peki masal dinlemenin çocuklara ne gibi yararları var?
– Günümüzde çocuklara sabrı öğretmekte zorluk çekiyoruz. Burada çocuk düzenli dinleyerek sabretmeyi de öğreniyor. Sabredecek, bir hikayenin başını, gelişmesini, sonucunu dinleyecek. Anlatılanları hayalinde canlandıracak. Görsel ya da işitsel algıda çocukları besleyen birçok şey var artık. Ama hayal gücü dediğin şey, sadece malzemenin insan olduğu durumda salt ortaya çıkıyor. O yüzden masal, anlatan için de dinleyen için de çok önemli bir şey. Ve üstelik karşındaki anlatıcı değiştikçe o masallar da değişiyor. Her masal farklı farklı anlatıcılarda farklı bir şeye dönüşüyor. Birini dinlemek, birinin gözlerine bakmak, bir şeyi hayal edebilmek, üzerine bir şey kurgulamak ve belki masalın ortasında girip çocuğun bir şey söylemesi… Bu mükemmel bir şey bence. Tek başıma bir tiyatro oynuyorum ve bu çok güzel bir iş.

Beden dili de kullanıyorsunuz tabii.
– Tabii. Ses de çok önemli. Bir taht var, orada oturarak başlıyorum ama sonra yerlere oturuyorum, ayaklanıyorum. Ama mesela ilk seferde yerde başlamayı tercih ettim. Küçük yaş grubuydu çünkü, onlarla aynı mesafede olmayı tercih ettim. Ürkütmek istemedim. Beden dilimden ziyade sesimi kullandım o anlatımda.
– Neler anlatıyorsunuz?
Her ay bir dünya klasiği anlatıyorum.

ÇOCUK SIKILIRSA BIRAKIR GİDER!

– Nasıl bir şey masal anlatıcılığı?
– Masal anlatmak, çocuklarla birebir ilişkide olabildiğin bir şey. Ve interaktif bir şey. Tiyatroda seni herhangi bir seyirci etik olarak dinlemeye devam edebilir. Ama burada bir çocuk sıkıldığı anda senin gözünün yaşına bakmaz. ‘Dinleyici geribildirimini’ o anda alıyorsun yani. Sen masalın yarısındayken yüzüne karşı ‘Çok sıkıldık biz’ diyebiliyorlar. Masalı onlara bakarak anlattığım için, konsantrasyonlarının dağılmaya başladığını hemen görebiliyorum zaten. Bir küçük yaş grubuna Pinokyo anlatıyordum, hazırlandığımdan çok daha farklı bir şekilde anlattım. Hikayenin ana çatısına sadık kalmak kaydıyla tabii. İlgilerini daha çok çeken yerlere daha fazla ağırlık verdim. Ya da bazı yerleri daha kısa geçtim. Anlatıcılık böyle bir şey. Dinleyicinin verdiği enerjiye göre senaryoyu değiştirebilirsin.

– Bu bir oyuncuyu geliştirecek bir şey gibi de…
– Şüphesiz. Bir tiyatro oyununda sahneye çıkmadan nasıl heyecanlanıyorsam, burada da öyle heyecanlandım. Ben zaten çocuk tiyatrosunun da yetişkin tiyatrosuna göre daha önemli olduğunu düşünüyorum. Onların, bizden daha yüksek algılara sahip olduğu üzerinden hareket etmemiz gerektiğini düşünüyorum. Eğer çocuklar senin yaptığın şeyi beğeniyorlarsa, orada gerçekten kendini çok daha iyi hissedebilirsin.

– Bununla ilgili eğitim aldınız mı?
– Nazlı Çevik var, tiyatro pedagogu aynı zamanda. Hikaye anlatıcılığı okumuş. Onun iki günlük bir workshop’una gittim. Ama sanırım esas eğitimi anneanne ve babaannemden aldım. Bu arada ben ayda bir kez, bir cumartesi anlatıyorum ama burada farklı yaş gruplarına sürekli masal atölyeleri var.

“Dünyanın Göbek Deliği” Festivali Pougne-Hérisson’da (Fransa) düzenlendi

Suite du festival du Nombril du Monde à Pougne-Hérisson dans les Deux-Sèvres avec une nouveauté pour cette édition, chaque festivalier se voit décerné un signe astrologique issu du terroir, alors êtes-vous plutoôt vache maraîchine ou poule de Marans?

Suite du festival du Nombril du Monde à Pougne-Hérisson dans les Deux-Sèvres avec une nouveauté pour cette édition, chaque festivalier se voit décerné un signe astrologique issu du terroir, alors êtes-vous plutoôt vache maraîchine ou poule de Marans? Suite du festival du Nombril du Monde à Pougne-Hérisson dans les Deux-Sèvres avec une nouveauté pour cette édition, chaque festivalier se voit décerné un signe astrologique issu du terroir, alors êtes-vous plutoôt vache maraîchine ou poule de Marans? Suite du festival du Nombril du Monde à Pougne-Hérisson dans les Deux-Sèvres avec une nouveauté pour cette édition, chaque festivalier se voit décerné un signe astrologique issu du terroir, alors êtes-vous plutoôt vache maraîchine ou poule de Marans?

Çocuk Edebiyatı

Les premiers écrits po1280px-Children_reading_The_Grinchur la jeunesse, comme ceux de Charles Perrault, ne leur étaient en fait pas réservés mais s’adressaient aux adultes autant qu’aux enfants. Le premier livre destiné à un enfant (le Dauphin) est Les aventures de Télémaque (1699) de Fénelon. C’est avec Jeanne-Marie Leprince de Beaumont que sont écrits les premiers contes spécifiquement destinés à la jeunesse. À la même époque, le jeune public s’approprie les Gulliver, Don Quichotte et bien sûr Robinson Crusoé recommandé par Rousseau.

Au XIXe siècle apparaissent les libraires d’éducation (éditeurs). Louis Hachette, d’abord spécialisé dans les manuels scolaires, investit l’édition de loisir à partir de 1850. C’est le développement des voyages qui lui donne l’idée d’implanter des kiosques dans les gares, dans lesquels il vendra à partir de 1853 sept collections destinées aux voyageurs dont une seule, à couverture rose, durera, avec des auteurs tels que la comtesse de Ségur ou Zénaïde Fleuriot. Appelée par la suite La bibliothèque rose elle est depuis rénovée régulièrement et continue à connaître le succès.

En 1843, Jules Hetzel publie le Nouveau magasin des enfants. Puis, en 1864, de retour d’exil, il publie le Magasin d’éducation et de récréation destiné à la lecture en famille. Le projet est de faire collaborer les savants, les écrivains et les illustrateurs dans le but de réconcilier la science et la fiction, de mettre l’imagination au service de la pédagogie. C’est une position difficile à tenir dans un climat positiviste, mais grâce à la rencontre avec Jules Verne, Hetzel réussit à imposer un nouveau genre.

Après 1870 on assiste à une multiplication des titres et des éditeurs, c’est l’époque des romans à succès d’Hector Malot : Sans famille, Erckmann-Chatrian : L’Ami Fritz et de Frances Hodgson Burnett : Le Petit Lord Fauntleroy (1886). Le Tour de la France par deux enfants, connait un succès sans précédent. Cependant, lorsqu’au tout début du XXe siècle, l’engouement pour la littérature de jeunesse semble faiblir [réf. nécessaire], on accuse tantôt des facteurs économiques bien que dans le même temps l’édition adulte ne connaisse pas la même crise[réf. nécessaire]. Tantôt enfin, c’est la bicyclette qui est accusée de concurrencer la lecture dans les loisirs de la jeunesse: au sujet de celle-ci, certains disaient alors que cette activité futile vaporise sur les grandes routes l’intellect national[réf. nécessaire].

L’explosion de l’Image d’Épinal et des recueils de contes en images aussi bien que des recueils de textes patriotiques après 14/18 relancent l’intérêt pour la lecture et du même coup, pour ce qui deviendra l’ancêtre de la bande dessinée.

Dans l’entre-deux-guerres, il faut signaler (en France) le Père Castor (Paul Faucher), Les Contes du chat perché de Marcel Aymé, Le Petit Prince de Saint-Exupéry et quelques livres de Jacques Prévert. En Belgique Albert Hublet a du succès avec la collection des Alain Belle-Humeur.

Et tout de suite après la deuxième Guerre mondiale, Madeleine Gueydoux et Louis Mirman auront l’idée d’utiliser du simple papier journal pour imprimer des livres à coût réduit qui permettront de mulitiplier les publications dans la bibliothèque verte et bibliothèque rose chez Hachette.

Durant les années 1970, François Ruy-Vidal avec l’aide d’Harlin Quist, aborde des thèmes jusqu’alors plutôt réservés aux adultes[Quoi ?] et considère qu'”il n’y a pas de littérature pour enfants, il y a la littérature”; Françoise Dolto a fortement critiqué sa vision des choses[Comment ?].

À la fin du XXe siècle, avec une liberté plus grande pour les auteurs et les illustrateurs, dès le début des années 1980, la littérature humoristique cesse d’être marginale comme avec Marcel Aymé et voit les jeux de mots de Pierre Elie Ferrier : le Prince de Motordu, ou encore Le Monstre Poilu dont l’insolence maîtrisée sera appréciée jusque dans des écoles primaires et chez des orthophonistes.À la même époque, pour amener les préadolescents amateurs de jeux vidéo à se rapprocher du livre, on a vu fleurir une nouvelle variété de romans pour lecteurs-zappeurs : les livres dont vous êtes le héros dont la lecture s’apparentait à un jeu de piste. En majorité traduits de l’anglais, ces livres connurent un immense succès feu-de-paille pendant dix ans.

Depuis le début du XXIe siècle, on assiste à un regain d’intérêt pour la littérature de jeunesse, principalement sous l’effet des livres de la série Harry Potter. Cette série ayant redonné le goût de la lecture à certains enfants, d’autres auteurs ont vu les ventes de leurs livres augmenter. Mais aussi parce qu’il y a un essor du choix et de la créativité chez les nouveaux auteurs de jeunesse. La Corée s’impose comme un des principaux acteurs du marché grâce à la richesse et la diversité de ses illustrateurs. Les rapports annuels sur le taux d’illettrisme, (10 %) en France, restent malgré tout désespérément identiques depuis plus de trente ans.